Travesti ve kadınların estetik tutkusu nereye gidiyor

Öncelikle “estetik” kelimesinin geçmişini inceleyelim. Yunanca aisthesis’ kelimesinden gelmiştir. travesti Duyum, duyular, algı, duygu ile algılamak gibi anlamlar taşır.

“Estetik” kelimesini bir bilim olarak ilk ortaya atan alman düşünür “Alexander Baumgarten”’dir. Estetik; güzellik bilimi ya da güzeli ve güzel sanatların doğasını inceleyen bilim dalı olarak tanımlanabilir. Estetik; nesneleri değerlendirme, insanlar üzerinde yarattığı duygulanım ve duygulanımların amaçları ve sonuçları üzerinde tartışan bir felsefe dalı haline de gelmiştir.
“Cerrahi” ise hastalıkların ameliyat ile yapılan tedavilerin bütünüdür. Beyin cerrahi, kalp damar cerrahi, üroloji, genel cerrahi, ortopedik cerrahi gibi tüm cerrahi dallar bölümleri ile organların hastalıklarını ameliyatla düzeltirler. Peki, “estetik” kelimesi “cerrahi” kelimesinin önüne gelirse ne anlarız. “Estetik cerrahi”, vücut imajımızın fiziksel olarak hoşa gitmeyen bölümlerini cerrahi olarak düzeltir. Modern istanbul travesti estetik cerrahinin geçmişi 100 yıldan fazla değildir. Gelişen anestezi yöntemleri ile ameliyatların riskleri azalmış ve gelişmiş ağrı kesiciler sayesinde hastalığa bağlı mecburiyet olmadan, sadece güzel görünmek için ameliyat olmak, hayatımızın bir parçası haline gelmiştir. Estetik cerrahide insanların kendi vücudunu daha estetik hale getirerek, onların daha mutlu olmalarını sağlıyoruz. Estetik cerrahın, insanların daha güzel görünmek için cerrahın kendi estetik bakışına göre yaptığı operasyonlar, ortaya koyduğu sonuçlarını kişinin ve çevresindekilerin beğenisine sunması, estetik cerrahı bir sanatçı yapmaktadır. Estetik cerrah, insanların kemik, kıkırdak, cildiyle heykel ve resim yapmaktadır.
Ben çevremde kendi değer yargılarıma göre estetik bulduğum yani bende hoş duygular uyandıran fiziksel güzelliğin detaylarını incelemekte ve çıkarttığım sonuçlar ışığında operasyonlarımı gerçekleştiriyorum. Estetik operasyon olmaya karar vermiş kişilerin istekleri doğrultusunda planlanan operasyonda, kişinin hiç düşünmediği ayrıntılarda estetik cerrah kendi yorumlar, beğenisi ile hareket etmektedir. Burnunu güzelleştirmek isteyen bir kişi burnumu biraz ucunu kaldırın ve kemerini alın derken; burun ucundaki çıkıntıların belirginliği, birbirinden uzaklığı gibi yüzlerce ayrıntı konusunda yeterli bilgiye sahip değildir. Bu ayrıntılar üzerindeki yeterli durulmasa yandan güzel ama önden çirkin bir burun ortaya çıkabilir. Bir anlamda estetik cerrahın operasyonlarını kendi “estetik anlayışı” yönlendirmektedir.
Estetik cerrahın doktorluk bilgilerinden farklı olarak bu sanatçı kimliği ile güzeli iyi analiz edip “objektif estetik görüşünü” sürekli geliştirmelidir. Aristoteles sanatın bir taklit olduğunu; sanatçının olayların ve varlıkların özündeki ideali, fikri taklit ettiğini söyler. Sanatçı, adeta tabiatın eksik bıraktığı şeyleri tamamlar. Göze hoş görünmeyen bir organı estetik bir organı taklit edilerek eksikleri tamamlanırken, doğalın dışına çıkılmamalıdır. Alexandre-Gottlle Baumgarten’e göre de evrende madde ve ruh öylesine ahenkli bir şekilde birleşmiş ve kaynaşmıştır ki, sanatın ve sanatçının amacı tabiatı taklit olmalıdır. Bu temelde Baumgarten gibi estetik cerrahide de amaç; doğal olarak güzel olan burnu, yüzü, kulağı, boynu, dudağı, memeyi taklit etmek olmalıdır. Doğada örneği olmayan objeler ortaya çıktığında ise estetik değil, yapay görüntüler ortaya travesti siteleri çıkmaktadır.
“Estetik cerrahi sanatçısı” olabilmek için doktorluk ve cerrahi yetenek dışında, iyi estetik görüşe, estetik bir obje ile estetik olmayanı arasındaki farkları, boyutları ile yakalama yetisi ve estetik olana benzetme becerisine sahip olmak travesti gerekir.

Arnavutluk’un ilk Travesti, LGBT misafirhanesi açıldı

Arnavutluk’un başkenti Tiran’da ülkenin ilk LGBT misafirhanesi geçtiğimiz hafta açıldı.

Arnavutluk’ta “Aleanca LGBT” ve “ProLGBT” örgütleri geçtiğimiz hafta ülkenin ilk LGBT misafirhanesini açtılar.

Misafirhanenin açılışına katılan Arnavutluk Sosyal Refah ve Gençlik Bakanı Erion Veliaj, “Avrupalı Arnavutluk”ta herkesin temsil edileceğini belirterek “hakları ihlal edilen insanlara sunacağımız hizmette hiçbir fark görmüyoruz” dedi.

Psikososyal destek ve istihdam imkânı

Arnavutça “sığınak” anlamına gelen “Streha” adlı misafirhanede şiddet mağduru ve evsiz LGBT’ler için 6 aya kadar barınma imkânı sunulacak. 8 kişilik kapasiteye sahip misafirhanede tıbbî ve psikososyal destekle birlikte çeşitli eğitimler verilecek.

Misafirhanede çalışacak 12 kişi, destek ve eğitim vermenin yanı sıra misafirlerin istihdam edilmesi için devlet kurumlarıyla ve özel kurumlarla irtibata geçecek.

Finlandiya Başbakanı Travesti Haklarını Baltalıyor

Finlandiya Başbakanı dün yaptığı bir açıklamayla travesti haklarına sert bir darbe vurdu.

Hükümet, Cinsiyet Kimliğinin Yasal Olarak Tanınmasına dair yasada “kısırlaştırma” ön koşulunu kaldırmayacağını açıkladı. Ülkedeki İnsan Hakları mekanizmaları ve STKlar Finlandiya Parlamentosu’na yasayı değiştirmelerine dair çağrıda bulunmuşlardı. Bu yasa ile trans geçiş sürecinde bir diğer ön koşul olan evliliklerin sonlandırılması zorunluluğu ortadan kalkacaktı.

Başbakan Alexander Stubb dört partili bir koalisyon hükümetini yönetiyor. Azınlık sayıdaki Hristiyan Demokratlar Partisi hükümetin geri kalanını rehin almış durumda. Hükümeti kuran dörtlü koalisyonun bir parçası olduklarından yasa tasarısının parlamentoya gelmesini engelliyorlar. “Evlilik eşitliği” yasasını da yıllarca parlamentoda oylatmayarak engelleyebilmişlerdi. Öyle ki bir yurttaş inisiyatifi sayesinde parlamentoya gelebilmiş ve geçtiğimiz ay yasalaşabilmişti.

Başbakan daha önce eşcinsel dostu birisi olarak tanınıyordu. Öyle ki birkaç yıl önce Helsinki Onur Haftası’nın koruyucusu olarak davranmıştı. Şimdi ise hükümeti kuran koalisyonun dengesini korumak adına trans haklaı üzerinden pazarlığa oturabiliyor. Sol Parti ve Yeşiller farklı sebeplerle hükümeti kuran koalisyondan ayrılmışlardı. Bu ayrılıktan önce hükümet bir Gökkuşağı Hükümeti olarak anılıyordu.

Yasa tasarısı çalışma grubunca hazır hale getirildi ve ilgili bakanın masasında bekliyor. Bakan yasa tasarısını Parlamento’ya sunmaya hazır ancak Başbakan Hristiyan Demokratlar’la anlaşmadan yasanın görüşülmesine karşı çıkıyor. Hristiyan Demokratlar ise kesinlikle anlaşmayacaklarını belirtiyorlar. Başbakan aslında bu yasa tasarısını desteklediğini kendisi açıklamıştı. Hatta Hükümetin bu yasa tasarısını görüşeceğine dair söz vermişti. Şimdi ise Hristiyan Demokratlar’ın peşinden gidiyor.

Bu yasal reform daha geniş bir değişim için ilk adımı oluşturuyordu. Şimdi ise ne bir reform ne de bir adım atılacağa benziyor; en azından gelecek sene Nisan ayında gerçekleşecek Genel Seçimlere kadar.

Bu yasa tasarısının dışında Hristiyan Demokratlar yeni bir “annelik/doğum” yasasının görüşülmesini de engelliyor. Bu yasa tasarısıyla eşcinsel çiftlerin çocukları ve ailelerinin haklarını geliştirecek düzenlemeler öngörülüyor.

Travesti , ölmesi eşcinsel olmasından daha iyi

Travesti , ölmesi eşcinsel olmasından daha iyi

Artık anlıyorum ki hakkında şikâyet edebileceğiniz şeylerinizin olması bir lüks. Reddedecek ya da başkasına verecek bir şeylerin olması bir hediye aslında. Aylarca işsiz kalan biri ile sohbet ederseniz göreceksiniz ki bir önceki işindeki ucuz diş sağlığı sigortasından şikâyet etmeyecektir.
Gay, travesti çocukların anne-babaları cömertçe kutsanmış kişiler. Gay olan çocuklarını sevmeye ya da sevmemeye karar verme lüksleri var çünkü hala gay bir çocukları var. Ama bizim gibi gay çocuklarını AIDS, bağımlılık ya da intihar gibi sebepler ile kaybetmiş kişilerin artık böyle bir lüksü yok.”
ABD’li Linda Robertson, dinine çok bağlı ve bütün hayatını İncil’in öğretilerine göre ( ya da İncil’in öğretilerini kişisel olarak yorumladığı şekle göre diyelim) yaşayan bir anne. 2001 yılı Kasım ayında 12 yaşındaki oğlu Ryan, internet üzerinden yaptıkları bir yazışma esnasında annesine eşcinsel olduğunu söylüyor. “Kafam çok karışık” diyor Ryan, annesi de “Bana dürüst davrandığın için teşekkür ederim” diyor.
Fakat geçen günler ile birlikte Ryan’ın çok dindar olan anne ve babasını ciddi bir telaş sarıyor. Oğulları için duydukları sevgi bu sefer gene oğulları adına korkunç bir korku ve telaşa dönüşüyor. Eğer hayatını gay olarak yaşamaya devam ederse oğullarının sonsuz lanetten ve cehennem ateşlerinden kaçamayacağından o kadar eminler ki onu bu kaderden kurtarmak için harekete geçmeye karar veriyorlar: “Seni çok seviyoruz ve bu durum çok zor. Tanrı’nın bu konuda neler söylediğini biliyorsun ve bazı zor kararlar vermek zorundasın. istanbul travestileri Başkaları da senin geçtiğin bu zor yollardan geçti. Onların hikâyelerini anlatan travesti kitaplar getireceğiz sana. Daha çok gençsin. Cinsel kimliğin değişecek. Lütfen kimseye gay olduğunu söyleme. Eğer İsa’nın yolundan gitmek istiyorsan kutsallık tek seçeneğin ve bu cinsel kimliğini kabullenmek seçeneklerin arasında değil.”
Hayatında sürekli kutsal ve ruhani değerlere yer vermek isteyen Ryan sonraki 6 yılı Tanrı’ya kızlardan hoşlanmasını sağlaması için dua ederek, İncil’den ayetler ezberleyerek, terapi görerek ve her hafta kiliseye giderek geçiriyor. Anne Linda Robertson, yıllar sonra ölmüş oğlunun arkasından yazacağı mektupta bu dönemi aynen şu şekilde aktarıyor: “Oğlumuza Tanrı’yı ve onun öğretilerini kendi görüşlerine göre yorumlama şansını hiç vermedik çünkü yapacağı seçimin yanlış olacağından korkuyorduk. Onu, Tanrı ve cinsel kimliği arasında bir seçim yapmaya zorladık ve hiç bitmeyecek bir yalnızlığa mahkûm ettik.”
18 yaşına geldiğinde artık intihar eğilimli ve depresif olan Ryan, Tanrı’nın kendisini asla sevmeyeceğine karar vererek uyuşturucu kullanmaya başlıyor ve evden ayrılarak 18 ay boyunca ortalıktan kayboluyor. Bu esnada ailesi ise artık oğullarının kızlardan hoşlanması için değil kendilerine sağ salim dönmesi için dua etmeye başlıyorlar. Ryan ailesinden af dileyerek eve döndükten sonra ailesi oğullarını sevmek için bazı şartlar aramayı bırakıyor ve onu “Sadece nefes aldığı için” sevmeyi öğreniyorlar. Ryan, ailesi ile ilişkisini sıfırdan tekrar kurmaya çalışırken aynı zamanda alkol ve uyuşturucu bağımlılığı için de tedaviye başlıyor.
Fakat yeni bir hayatın başındaki Ryan, depresyon ve bağımlılık tedavisi sürecindeki birçok bağımlının yaptığı hatayı tekrarlıyor: 10 ay boyunca temiz kaldıktan sonra kullandığı tek bir şırınga eroin, genç adamın hayatına mal oluyor.
2009 yılı Temmuz ayında ölen Ryan’ın annesi Linda ve babası Rob, şimdi dünyayı dolaşarak travesti haberleri çeşitli konferanslarda bu öyküyü anlatıyorlar. Overlake Hristiyan Kilisesi bünyesinde HIV/AIDS Sosyal Hizmetler Grubu kuran ikili, özellikle başka gay çocukların anne-babaları ile destek grupları kurarak onlara çocuklarını şartsız ve korkusuz bir şekilde sevmelerini öğütlüyor. Ryan’ın hatırası adına ailesinin açtığı Just Because He Breathes (Sadece Nefes Alıyor Diye) isimli web sitesi ise din, ebeveynlik ve kimlikler adına cidden okumaya değecek tartışmalar ile dolu. Sitenin açılış sayfasında bulunan ve bu yazıdaki bütün alıntıların kaynağı olan mektubun ise en çarpıcı cümleleri belki de şunlar:
“Keşke birileri o zaman bilmediğim bir şeyi bana söyleseydi: Canlı, nefes alan ve bana sürekli meydan okuyarak beni rahatsız eden, isteklerinin yarattığı korku ve endişe yüzünden geceleri uykumu kaçıran bir çocuğunuzun olmasının, ölü bir gay çocuğunuzun olmasından kat ve kat, hesaplanamaz derecede daha iyi olduğunu.

Travesti , gerçeğe daha yakın kurulan cümleler

Travesti , gerçeğe daha yakın kurulan cümleler

Ne üstün zekâ, ne hayal gücü ne de her ikisi beraber, bir dahi yapmaya yeter. Sevgi, sevgi, sevgi… İşte bu dehanın ta kendisidir.
Çakan şimşeğin gürültüsüyle uyandığında ter içindeydi. Sırılsıklam olmuştu yastığı. Pencerede rüzgârın ıslığı, yağmurun tıkırtısına karışıyordu. Yine aynı düş, yine aynı travesti umarsızlık… Dikkatini biraz dağıtmak umuduyla kalkıp balkona çıktı. Esintiden yalpalayan damlalar hınçla çarpıyordu suratına. Saçlarının ıslanıp dağılmasına aldırmaz görünüyordu. Gecelerine yumuşacık dokunan su perisi, yine uykusunda yalnız bırakmamıştı onu.
Su perisi… Ulaşılmazına bu adı bulmak hoşuna gitmişti. Gülümsemeye çalıştı, olmadı. Hiç değişmeden başlayıp hep aynı yerinde bölünen rüyasının etkisindeydi hâlâ. Yıllardır alışamamıştı buna, her seferinde sanki ilk kez görmüş gibi sarsılır, hayra yorsun diye düşünü suya anlatmayı bile geçirirdi aklından. Bu kez farklıydı. Hayattaki tek hasreti, kurduğu cümlelerde gerçeğe daha yakın, güzelliğiyle daha kıyıcıydı sanki.
“Çocukken çok haylazdın Selva. Her seferinde anneni yatıştırmak da bana düşerdi tabii. Ama büyüdükçe duruldun, annen de ben de seni tanıyamıyorduk. Yüzüne tuhaf bir hüzün gelip yerleşti. En ufak şeye kızıp ağlar oldun. travesti Odana kapanıp panjurları indirdin mi kimse istanbul travestileri yaklaşamazdı yanına. Müziği sonuna kadar açıp saatlerce yerinden kımıldamazdın, hatırlıyorsun değil mi? Üniversiteyi bitirdin, ama o ilk genç kız çağlarının yabanıllığını hiç atlatamadın. Neden peki? Şimdi derdin neyse söyle diyeceğim, yine tersleyeceksin beni, susuyorum o yüzden.”
“Derdim ne mi? Derdim benim gibi olanların içinde dahi kabul görememek. Derdim sevmek, sevip susmak. Utanıyorum, anlıyor musun? Hayır, anlamıyorsun, anlamayacaksın da. Kendimden kaçabileceğim bir yer olsa keşke, diyorum bazen. Anla, anla artık… Anla ne olur…”
En kıymetli varlığının, karşısında şaşkın, donuk gözlerle bakması daha da çileden çıkarıyordu Selva’yı. Çırpınıyor, ama işitilmiyordu. Her cümlede bir perde daha yükselen sesi hırıltıya dönüyordu sonunda. Tüm umutsuzluğuna rağmen beklemekten vazgeçemediğini anlatabilecek bir kelime yok muydu?
Gölgesine dokunmanın bile mucize olduğu bir periyi öpmek, okşamak… O küçücük ellerin sıcaklığını duyumsayıp, dudaklarının taç yaprakları gibi dokunuşuyla büyülenmek… Gözlerindeki donukluğun yerini sevecenliğin aldığını görünce daha sıkı sarılmak, daha bir bütün olmak… Gerçeğin sancısını kısacık bir an için uyutabilmek… Ne kötü şeydi şu “mümkün kılmak” sözü.
Rüyası gökgürültüsüyle en tatlı yerinde bölündüğü zaman, yastığındaki ıslaklığın gözyaşı mı, ter mi olduğunu anlayamamıştı. Balkon demirlerine yaslanmış, geceyi dinliyordu. Parmakları soğuktan kasılıp uyuşmuştu. Yalnız bedenini değil, ruhunu da kırbaçlıyordu yağmur.
Safralarından kurtulmanın tek yolu, kendi kendine konuşmaktı. Sustuklarını kelimelere dökmeden zehri akmıyordu. Ne zaman kederin pusu altında ezileceğini sansa, asla açıkça söyleyemeyeceklerini perisine mırıldanıyordu içinden. Yürüyüşe çıkmak, yazmak, kitap travesti haberleri okumak… Hiçbiri bu sessiz itiraf anları kadar iyi gelmiyordu.
“Yetmedi mi yıllardır aldığım her nefese sızman? Öyle bir an geliyor ki, nefret ediyorum senden. Bunca zamandır hırçın sıkılganlığımın farkındasın. Varlığının da, yokluğunun da en büyük sitemim olduğunu görmezden gelmeye çabaladıkça acıyorsun bana.” Gerçi kime kızıyorum ki? Her kıpırdanışını ezber edip savrulan, hem de tek bir ümit kırıntısına bile tutunamadan savrulan ben değil miyim? Soran bakışlarını yakalıyorum bazen. Biliyorsun, ikimizi bambaşka evrenlere ait kılan o keskin çizgileri asla aşmaya yeltenemeyeceğimi bal gibi biliyorsun. Kurşuni bir ağırlık çöküyor aramıza. Başımın üstünde salınan bulutlar bile omuzlarıma biniyor apansız.
İçimi döker, anlaşılırım sandım. Hata ettim! Kimseye söz etmemeliydim senden. Sevmek için belli kriterlere takılıp kalmak zorunda mıyım ki? Kim, ne zaman koymuş, nereye yazmış bu travestiler kuralı? Gerçek aşkı hissettiren tek varlık benden yıllar önce dünyaya gözlerini açmışsa suçum ne?
Her hücreme ilmek ilmek işlediğim kadını özgürce sözcüklere dökebileceğim insanların arasına karışmak istiyordum. Üye olduğum sohbet sitelerinde, heteroseksist algıdan daha tutucu bir anlayışla karşılaştım. Arayışım neydi? Feminen miydim, maskülen mi? Hâlâ kız mıydım? Kolileşmeye açık mıydım peki?
Tam anlamıyla hüsran. Belki bir dert ortağı bulurum umuduyla tanıştığım insanlarca da kabul görmemiştim. Homofobinin dayattığı kalıplara direnenler, kendimden büyük bir kadına âşık olmamı ölçülerine aykırı buldukları için normal karşılamıyorlardı. Dış dünyada maruz kaldıkları önyargıdan şikâyet ediyor, sonra da benim kemikleşmiş tutkuma sapıklık damgası basıveriyorlardı. Kendileri ahlâklı, ben sorunlu eşcinseldim öyle mi?
“Ay şaka yapıyosun! Hangi boyutta yaşıyosun sen kızım? Biz de eşcinseliz ama gidip annemizin en yakın arkadaşına falan âşık olmuyoruz yani. Biraz silkelenip açılmaya bak; azıcık şöyle kafelere takıl, barlara ak da iki akran görsün gözün.”
Hayır! Saçlarını okşadığımı ya da soluk alıp verişini dinleyerek uyuduğumu hayal ederken, travesti onların tabuları umurumda oluyor mu sanıyorsun? Çitlerin dışına atlayıp evden uzaklaştığı için dayak yiyen çocuklardan farkım yok, biliyorum.
Ortaokulda, beslediğim sevginin ölçüsüzlüğünü sezer gibi olmuştu annem. Bana yapacaklarından değil de, yüzünü bir daha görememe ihtimalinden korkmuştum en çok. Fazla dikkat çekmemek için daha ters davranmaya başlamıştım. Yanıma yaklaştığında kokun başımı döndürürdü, bir şey belli etmeyeyim diye çatardım kaşlarımı. Sorunumun ne olduğunu öğrenmeye çalıştığında yalnız kalmak istediğimi söyleyip kendi köşeme çekilirdim. Oysa seni soluyor, seni yaşıyordum tüm benliğimde.
Bazen rüyalarıma sızma artık diye günlerce, belki haftalarca uykusuz kalmak geliyor içimden. Herkese, her şeye kızıyorum. Utanıyorum. Öyle yorgun düşüyorum ki sevmekten, tamam artık, bitti, vazgeçtim, diyorum. Düşünmemek için var gücümle sarılıyorum günlük hayatın koşuşturmasına. Yeni insanlarla yeni ilişkilere başlamak geliyor içimden. Başarabilirim sanıyorum. Hem öfkemle, hem özlemimle çelişiyorum. Korkuyorum, çok korkuyorum. Buz kalıbına dönmüş bir kalbi taşımanın yorgunluğunu duyuyorum bedenimde. Ama sen, yine bir yerlerde ufacık bir tohum olarak kalıyorsun, düştüğün yerde unutulduğunu sanarken serpilip boy veriyorsun. Bıraktığımdan daha âşık buluyorum kendimi. Adını sayıklamadığım hiçbir geceyi yaşanmış saymıyorum. Yanıbaşımda filizlenmiş bir masala tutkunum yıllardır. Gün geçtikçe sürgün veriyor; elimi uzattığım anda yitip gidiyor. Boşluk, hep boşluk. Hem bu kadar yakın olmak, hem böylesine uzağında kalmak ürkütüyor beni. Yanıbaşında yaşlanamayacağımı düşündükçe, en derinlerime itip bastırdığım karayel, zincirlerinden boşanıveriyor sanki. Üşüyorum. Ne zaman bir başkasına ilgi duymaya çalışsam suçluluğum oluyorsun. Girdiğim her tünelin sonu hep aynı silüete varıyor. Labirentin bitimindeki ışıktan önce görüyorum resmini
Zaman, aşk dışında her şeyi süpürüyor, eksilttiklerinin yerine yenilerini koyuyor. Yüzüme bakanlar, kuytularımdaki yıkımı göremiyorlar. Nefretim de, öfkem de elini bir kez olsun travesti siteleri tutamayışımdan değil, o elleri bir adamın ısıttığını bilmenin dayanılmazlığından.
Gün oluyor, kendimi utançla hırpalamaktan vazgeçiyorum. İnsanlar ölçülere göre severken, ben tüm o gereksiz sınırlardan kurtulma cesaretini gösterdim, diyorum. Sevmek için onaylanmaya ihtiyacım mı var ki? Onlar kabul etse de, alaya alsa da, hiçbir şey benim kaybolmuş yanımın bir su perisinde olduğu gerçeğini değiştirmez. Sen bile alamazsın içimdeki yankını artık.”
Odaya döndüğünde titriyordu. Başını yorganın altına sokup dizlerini karnına çekti. Evde yalnız olduğu halde gürültü yapmaktan korkar gibi, kesik kesik hıçkırıyordu. Çocukluğundan beri ya duyarlarsa, korkusunu üzerinden atamamıştı bir türlü. Rüyasını kaldığı yerden sürdürmesine bari bu kez izin versin diye Tanrı’ya yakarırken, dudaklarından dökülen cümle hiç değişmiyordu:
“Benim suçum değil! Benim suçum değil! Benim… suçum… benim… benim…”

ABD`den Travesti aktivistlere Davet

SPoD Travesti,LGBTİ aktivisti ve Beşiktaş Belediye Başkanı danışmanı Sedef Çakmak açık LGBTİ kimliğiyle yaptığı siyaset çalışmalarını ABD’deki iki farklı etkinlikte anlatacak.

Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelimler Çalışmaları Derneği (SPoD LGBTİ) Yönetim Kurulu üyeliğini sürdüren, aynı zamanda Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Haznedar’ın danışmanlığını yapan Sedef Çakmak iki farklı etkinliğe katılmak üzere 3-11 Aralık tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde olacak.

Çakmak, 4-7 Aralık tarihleri arasında Washington D.C.’de düzenlenecek Gay & Lesbian Victory Institute (Gey ve Lezbiyen Zaferi Enstitüsü) tarafından gerçekleştirilecek Uluslararası LGBT Liderler Konferansı’nda Teksas, Ohio, Kosta Rica ve Norveçli dört katılımcı ile birlikte bir panele katılacak LBT (lezbiyen, biseksüel, trans) politikacılardan biri olarak konuşma yapacak.

Türkiye’de siyasette yer alma süreci, nasıl bir kampanya yürüttüğü, eşcinsel bir politikacı olmasının medyaya yansımaları ve LBT kadın politikacıların siyasetteki durumları hakkında geleceğe dair düşüncelerini katılımcılarla paylaşacak.

Sedef Çakmak açık biseksüel kimliği ile girdiği siyaset alanındaki çalışmalar, geçtiğimiz yerel seçimlerdeki deneyimlediği süreç ve LGBTİ’ler için siyaset arenasında gelecekte uygulanması gereken stratejiler hakkında konuşacak.

MECLİSE GİDEN YOLDA EŞCİNSEL VE TRANS KADINLAR

Üç günlük konferansta dünyanın değişik ülkelerinden politikacılar konuşma yapacak. Sedef Çakmak, 6 Aralık Cumartesi günü ‘Women Out to Win: The Path to Parliament’ (Kazanmak İçin Açık Kadınlar: Meclise Giden Yol) başlıklı panelde konuşma yapacak.

Sedef Çakmak aynı tarihler arasında yine New York şehrinde yapılacak bir etkinliğe katılacak. 10 Aralık İnsan Hakları Günü kapsamında International Gay and Lesbian Human Rights Commission (Uluslararası Gey ve Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu) tarafından düzenlenen etkinlikte Çakmak, Türkiye’deki LGBTİ hareketi ve örgütleri adına konuşma yapacak.

BEŞİKTAŞ BELEDİYE BAŞKANI DANIŞMANI

Sedef Çakmak geçtiğimiz Mart ayında gerçekleşen 2014 Yerel Seçimleri’nde İstanbul’un Beşiktaş ilçesinde Cumhuriyet Halk Partisi adına Belediye Meclis Üyesi adayı olarak kampanya yürütmüş, seçimler sonucunda Meclis Üyesi 1. Sıra Yedek Adayı olmuştu. Fakat Belediye Başkanı Murat Haznedar tarafından danışman olarak belirlenen Çakmak, üniversite yıllarından beri sürdürdüğü LGBTİ hareketinin isteklerini Beşiktaş Belediyesi siyasi kararlarında da uygulanması için çalışıyor.

Belediye Meclisi Üyeliği’ne yedekten asil listeye geçerse, Türkiye’de açık LGBTİ kimliğiyle seçilmiş ilk siyasetçi olma unvanını alacak.

Çakmak şu anda LGBTİ’lerin sosyal, ekonomik hakları üzerine çalışan SPoD LGBTİ derneğinde yönetim kurulu üyeliğini yürütüyor.

Travestilere hollanda dan destek

Hollanda’da yaşayan ve çoğunluğu Türkiye ve Faslılardan oluşan Müslümanların, travesti,eşcinsellere karşı olumsuz görüşe sahip olduğu açıklandı. Bu nedenle, Hollanda Hükümeti Türk eşcinsel örgütlerini destekleme kararı aldı.

Hollanda’da yaşayan ve çoğunluğu Türkiye ve Faslılardan oluşan Müslümanların, eşcinsellere karşı olumsuz görüşe sahip olduğu açıklandı. Bu nedenle, Hollanda Hükümeti Türk eşcinsel örgütlerini destekleme kararı aldı.

Hollanda Sosyal ve Kültürel Planlama Bürosu (SCP) tarafından hazırlanan rapora göre, Müslüman ve koyu Protestanlar eşcinselliği “yanlış bir şey” olarak görüyor. Müslümanlar arasında eşcinsellik konusunda olumsuz görüşe sahip olanların oranı yüzde 53. Koyu Protestanların ise yüzde 58’i bu görüşte.

Müslümanların dörtte üçü çocuğunun kendi cinsinden biriyle ilişki yaşamasına karşı, Protestanların ise yalnızca dörtte biri çocuğunun eşcinsel ilişki yaşamasına karşı çıkıyor.

Ateistler ve Katolikler ise, eşcinsellik konusunda diğer iki gruba göre çok daha hoşgörülü. Ateistler ve katoliklerin yüzde 95’i eşcinsellerin özgür yaşam hakkına saygılı. Bu grubun dörtte üçü de çocuklarının eşcinsel ilişki yaşamasını sorun olarak görmüyor.

YERLİLER GÖÇMENLERE GÖRE DAHA HOŞ GÖRÜLÜ

Yerli Hollandalılar’ın onda biri eşcinsellik konusunda olumsuzken Türkiye ve Faslılar’da bu oran yüzde 50. Bir başka deyişle, yerliler göçmenlere göre daha hoş görülü.

Eşcinsel Örgütü COC, Türkiye ve Fas kökenli toplumdaki olumsuz bakışın kendi içlerindeki eşcinseller tarafından yıkılması gerektiğini belirtiyor. Örgüte göre Türkiye ve Faslı eşcinsellerin bu gücü var ve devlet de buna destek olmalı.

Kültür Bakanı Jet Bussemaker ise, COC’nin önerisine sıcak bakıyor. Bussemaker, eşcinsellik konusundaki olumsuz görüşün kaygı verici olduğunu belirtiyor. Özellikle göçmenler arasında bu konuda yoğun bir çalışmaya ihtiyaç olduğunu dile getiriyor.

Türkiye kökenli eşcinsel oluşumların destekleneceğini vurgulayan Hollanda Kültür Bakanı, uyumdan sorumlu Başbakan Yardımcısı Lodewijk Ascher ile de göçmenler arasındaki tabuların yıkılması konusunda masaya oturacağını söylüyor.

“Hizler defteri”

Sizlere bu yazımda hiç bilinmeyen bir gerçeği açıklayacağım. Osmanlı Devletinin eşcinsellere bakışını konu alacağım bu yazı, okuyan pek çok kişiyi etkileyecek.

Osmanlı Devletinde Tanzimat Fermanına kadar bir meslek olarak kabul edilen eşcinseller devletin resmi geçit törenlerine dahi katılırlardı. Ünlü Tarihçilerin anlattıklarına göre, o yıllarda ayıplanmayan ve normal kabul edilen çift cinsiyetli vatandaşlar saklanmak, gizlenmek zorunda kalmadan diğer esnaflar gibi görülür ve saygı duyulurdu.

Hayatını bu işten kazanan erkekler “defter-i hîzán” yani “hizler defteri” denilen kütüğe yazılırlardı.Evliya Çelebi’nin bile meşhur Seyahatnamesinde yer verdiği bu durum, batılılaşmanın başlamasıyla birlikte ayıp kabul edildi ve sonrasında yasaklandı.

Hatta meşhur şairlerin o dönemlerde yazdığı ve dilden dile dolaşan şiirlerinde travestilere yer verdiği görülmektedir. Sizlere meşhur şair Fuzuli’den bir örnek vermek isterim; “Subh çekmiş çerha tıygın táşa çalmış áfitáb / Záhir etmiş ol meh-i delláke aynı intisáb” mısrasıyla, yáni “Sabah usturasını bilemiş, güneş kılıcını taşa çalıp o ay gibi telláka bağlılığını göstermiş” sözleriyle başlayan gazelinin bir delikanlıya yazıldığı daha ilk okuyuşta anlaşılıyor.

Bazı tarihçiler o dönemde bunun normal kabul edilmesinin kadınlar üzerindeki baskıdan kaynaklandığını söylerler, Müslüman kadınların toplum içinde rahat dolaşamadığı o yıllarda cinsel ihtiyaçların bu hizler tarafından karşılanıldığını ve bu yüzden toplumda kabul gördüklerini savunurlar.

Her iki durumda da olay şimdiki zamana göre daha modern bir toplum anlayışı olduğunu bizlere ispat ediyor.

Türklerin bilinen en eski “travesti ve gay kulübü” 15, yüzyıl sonlarında Beşiktaş’ta Deli Birader lakaplı divan şairi tarafından açılmış olan bir hamamdı. Ünlü tarihçiye göre “Hamam bir anda İstanbul’un en namlı yerlerinden oldu. Devlet büyüklerinden şairlere, en seçkin tácirlerden sarayın üst rütbeli mensuplarına kadar başkentin önde gelen isimleri müdavimler arasındaydı. Külhandaki cümbüşler dillerde, içeriye alınmayanların gönlü de külhanlardaydı. Ama günün birinde ne olduysa oldu, cümbüşlerde kantarın topuzu kaçtı. ‘‘Filánca Efendi feşmekán Bey’in oğluyla kurna başındaymış’’ gibisinden dedikodular ayyuka çıkınca mahalleli hamamı basıp sahibinin başına yıktı.” Buna benzer daha pek çok olay anlatılabilir bu da bizlere 21.yy da bile olmayan hoşgörünün tarihin o yıllarında mevcut olduğunu gösteriyor.

Batılıların Asya’dan çok daha sonra modern olma yolunda adımlar attığını ve modernliğin ilk tohumlarını haçlı seferleri ile doğudan aldığı da bilinen bir gerçektir. Umarım tekrar horgörü yerine hoşgörünün ağır bastığı günler görürüz. Hoşcakalın.

Travesti Selülit

Kadınların baş belası olarak adlandırdığı selülit neden olur?

Başta hormonal değişiklikler gelmektedir,folikülün hormonunun aşırı artması yani vucüdün su tutmaya başlaması birinci nedendir. Tiroit hormonlarında yaşanan sorunlarda selülit oluşumunu hızlandırır.

Ergenlik, Gebelik ve menopoz da selülit oluşumu için kadın bedeninde en uygun durumları hazırlar. Kalp yetersizliğine bağlı dolaşım sorunları, dar korseler ve kıyafetler giymek de yap dokusunun portakal kabuğu şeklini almasına neden olur.

Kendisine çok dikkat eden selülitleri olmasın diye uğraşan bir kadının da genetik açıdan yatkınlığı varsa selülitlerden kaçması olanaksızdır.

Beslenmede yaptığımız hatalar da bu istenmeyen durumla karşılaşmamıza yol açar. Örneğin yağlı, bol kalorili, karbonhidratlı yiyecekler yani hepimizin bayılarak yediği yiyeceklerin pek çoğu selülite neden oluyor. Erkelerde pek görülmeyen selülitler kadınların hormon dengesi ve doğurganlık özelliği nedeni ile kadınların 10′da 9′un da görülmektedir.

Peki bu durumdan kurtulmak için ne yapmalıyız?

Öncelikle yaz kış demeden 2-3 litre su tüketmeliyiz, bol bol spor yapmalıyız, kafeinli içeceklerden ve sigaradan uzak durmalıyız. Sık sık kilo alıp vermemeliyiz.

Kan dolaşımını hızlandırmak için yazın bol bol yüzmek gerekir. Ünlü aktris Hülya Avşar’ın bu yaz bolca yüzerek verdiği kilolar ve selülitlerinden kurtulmuş olmasını örnek olarak gösterebiliriz. Klasik el masajı, titreşen aletler de selülitlerden kurtulmada az da olsa fayda sağlayabilir.Yaz ayları gelmeden tedbirlerimiz almamız deniz kenarında bikini giyerek dolaşmamızı sağlayacaktır. Ayrıca dış görünüşüne önem veren kadınlarda selülitli bacaklar ve karın istemezler.

Buradan size selülit giderici bir içecek tarifi vermek istiyorum;

Ananas ( yarım )

Maydanoz ( 1 demet )

Greyfurt ( 1 tane )

Taze zencefil ( başparmak boyunda yarım )

Kereviz sapı ( 2 tane )

malzemelerin hepsini katı meyve sıkacağında sıkın ve günde iki kez bir bardak için, selülitlerinizin yavaş yavaş yok olduğuna şahit olacaksınız. Bunun gibi pek çok bitkisel gıda kadınların güzelliğine hizmet etmek için sunulmuştur. Her besinin yararı olduğu gibi fazlasının da zarar getireceğini unutmadan dozunda yemek içmek gereklidir. İstanbul travestilerinden bir arkadaş bu içeçek ile selülitlerden kurtulmuştur. Fakat en önemli olanın kilo almamak ve aşırı yağlı şekerler yememek olduğu unutulmamalıdır. Güzellik zahmet gerektiren bir iştir, hiç kimse her yaşta güzel olmayı başaramaz yerçekimin acımasız davranması sonucu elbette yaşlanacağız ve güzelliğimiz kaybolacak önemli olanın sağlıklı yaşlanmak olduğu aklımızdan çıkmasız. Sağlıklı ve uzun bir ömür dilerim.